31 Ekim 2012 Çarşamba

Şeker Tadında Geçen Kurban Bayramı :)

Su gibi geçen huzurlu bayram tatilinin ardından kürkçü dükkanı misali döndüm masamın başına :) Dün bi mırın kırın ettim ama baktım çare yok, bugün kaderime razı olup çalışma tempomu arttırdım bile.. Ve tabi ki çook özlediğim bloguma bir bakış atıp hemen yazmaya koyuldum... Bayram yoğunluğu nedeniyle ne zamandır kafamı kaldıramıyordum çünkü...
Eee yoğunluk bitti, ben de fırsat bu fırsat dedim ve sizinle tatilimi paylaşmak istedim :)
İmkanınız olursa şiddetle tavsiye etmeden duramıyorum; İLK FIRSATTA BİR LİKYA TURUNA ÇIKIN. Bayramın birinci gününden tüm akrabaları ziyaret etmeye çalışıp, günün akşamı düştük yollara.. Anıtur ile seyahat ettik ve otelimiz ne kadar kötü olsa da; gerek ikramlarıyla gerek profesyonel rehberlik hizmetiyle ve bolca güler yüzüyle gerçekten Anıtur farkını belli etti diyebilirim :) Otobüs yolculuğu biraz yorucuydu kabul fakat öyle tatlı bir sohbet vardı ki içeride, unutuverdik adeta...
Likya turumuz boyunca POSEİDON CLUB HOTEL de kaldık ki eğer Fethiye'ye gitmeyi düşünürseniz; AMAN AMAN SAKIN TATİLİNİZİ MAHFETMEYİN VE BU OTELDEN UZAK DURUN DERİM. Gerçekten tur boyunca en kötü, hatta tek kötü durum buydu, fakat rezervasyonumuzu son anda yaptırdığımız için bizim başka alternatifimiz kalmamıştı. Tüm oteller dolmuş, sadece bu otelde yer bulunmaktaydı. Poseidon Club Hotel; oda temizliği, yemekleri, fiyat tutarlılığı ve buna benzer birçok konuda sıfıra bile yaklaşamadı... Tek kelime; REZALETTİ! Bizim büyük avantajımız; turumuz 3 gecelik bir tur olduğundan otelde çok az zaman geçirmemiz ve gerilen misafirleri sevgiyle yatıştıran rehberimizdi. Bu sebeple otel rezaletini bile tebessümle anabildik...Yoksa ben size şuanda ilk günden restaurantta ayağıma tuvaletini yapan kedisiyle, ertesi gün saatlerini geri almayı unutup bizi 5 buçukta uyandıran uyandırma servisiyle, sabah kahvaltıda çay dahi bulunmayan, son akşam yemeğinde tamamen yanmış sütlacı önümüze koyan ve benim kendimi bir hışım odasına atıp o tatlıyı kaşık kaşık zorla yedirdiğim yetkilisini uzuuun uzuuuun anlatırdım :) Ama tabi ki şuanda hala bir heves tatilimi anlatmaya koyulduysam siz düşünün nasıl memnun kaldığımızı :) Varol Likya! :D
E artık gelelim tatilimize, Gece yolculuğunun ardından sabah kahvaltısını yolüstünde alıp, doğrudan vardığımız Yakapark'ta çevre muhteşemdi... Öğle yemeğimizi yeyip gezmeye koyulduk ki yeşilin her tonuyla, mis gibi havasıyla buraya bayıldık :)

                
 
Yolumuza Saklıkent kanyonunu görmek üzere devam edip isteyenlerin ayaklarını suya sokup yürüyebilecekleri, isteyenlerin de bolca fotoğraf çekip içerisindeki çay bahçesini andıran masalarda oturup çaylarını içebilecekleri Kanyona vardık :) Biz bolca fotoğrak çeken, çektirenlerdendik :)

 
Ardından Ölüdeniz'e vardık ki isteyenler denize girsede biz yüzme molasını o gün için esgeçtik. Tekrar aldık fotoğraf makinamızı elimize çevreyi gezmeye koyulduk... :) Otele dönüp dinlenecektik fakat dedik ki buralara gelmişken fırsat bu fırsat Fethiye merkeze inelim,bindik otobüse akşam Fethiye'de yürüyüş yapıp dondurmalarımızı yeyip döndük otelimize :)
Ertesi gün 12 Adalar Tekne Turu'ydu programımız... Otelden otobüsümüze binip sahil kısmına doğru yol aldık... Tekneye yerleşip başladık Fethiye'nin ve Göcek'in koylarını görmeye...Kızılada, Tersane Koyu, Tavşan Adası, Yassıcılar Adası, Domuz Adası, Samanlık Koyu, Şövalye Adası derkeeeen bir çok yüzme molası verdik :) Şanslıydık; hava o kadar güzeldi, deniz o kadar sıcaktı ki bana deseler Ekim sonunda yüzeceksin; hayatta inanmazdım :)
Sadece koy molaları değil tabi ki, yediğimiz öğle yemeğinin ardından, Tavşan Adası'na indik... İçinde yüzlerce tavşanın olduğu bir ada, biz de dayanamadık tabi, aldık elimize makinamızı çıktık keşfe :) Hem de ne keşif.. Tavşanların peşinden koşup fotoğraf çekmeye öylesine dalmışız ki teknenin kornasıyla kendimize geldik :) Bir baktık ki zaman çoktan dolmuş, artık insanlar bize 'Dönün, artık dönün!' dercesine el sallamakta :)
Tüm günü bolca yüzmeyle, bolca fotoğrafla, hayranlıkla seyrettiğimiz koylarla doldurup, Telmessos Antik Tiyatrosunu da görüp, Tiyatro'da fotoğraf molası verdik. Kalıntılar arasında fotoğraflarımızı çekerken, bir amca farkedip selam verdik ki meğer amca buraya bakıyor ve koruyormuş... Ondan Tiyatro'nun tarihini tüm ayrıntılarıyla dinlemek öyle güzel geldi ki; bu sıcak kanlı tatlı dilli amcamızı fotoğraflamamak olmazdı elbette :)


Ertesi gün erkenden kalkıp, kahvaltımızın ardından Patara Pilajı'na yol aldık, saat çok erken olduğu için denize girmek istemedik, çay bahçesinde oturup çayımızı içtikten sonra sahili turladık... Gerçekten hava harikaydı... Kaputaş Pilajı'nı görerek 2. tekne turumuza çıktık... Batık Şehir'i de içeren koylarda sırasıyla dolaştığımızda; isteyenler denize girdiler, biz de öğle yemeğimizi yedik ve ardından Kaş'a doğru yola koyulduk. Hava kararmaya başlamıştı vardığımızda; dükkanların ışıkları yanmış, minicik dükkanlarıyla, arnavut kaldırımlı sokaklarıyla Kaş eski yazlık mekanlarını andıran sevimliliğiyle çok hoşumuza gitmişti :)
Ardından otele dönüp dinlendik ve son günümüzü beklemeye koyulduk... Ertesi sabah erkenden ayrıldık otelden, bavullarımızı toplamıştık. Bugün de gezecek, ardından İstanbul'a doğru yola koyulacaktık. O ana kadar gördüğümüz yerlerden yeterince etkilenmiştik ki bilemedik sonrasında 'Daha Dalyan'ı görmemişiz!' diyeceğimizi :)

Dalyan tek kelime ile MUHTEŞEMDİ! Ben oldum olası böyle romantik yerleri severim, Tekneye 25'er kişi binip, sazlıkların arasında huzurla dolaştık saatlerce... Aaa unutmadan, teknede huzurla fotoğraflarımızı çekip, mis gibi hava ile ciğerlerimizi doldururken rehberimiz; 'Mavi yengeç yemek isteyen var mı?' diye sordu... Yengeçlerin nasıl pişirildiğini bildiğimden benim gönlüm elvermese de çok merak ediyordum neye benzediklerini... Ardından isteyen kişilerin sayılarını alıp, mavi yengeç pişiren diğer tekneye yaklaştık... Adam yengeci suya sallandırırken su kaplumbağası yaklaştı teknesine... Bu bölgede caretta carettalar olduğundan yengeç kokusuna hemencecik geliyorlarmış :) Ben göremedim ama başıma çok daha ilginci geldi; Mavi yengeç satan adam sordu, 'Aranızda cesaretli bir bayan var mı?' Ben atıldım hemen... Adam elimden tutup beni teknenin burnuna kaldırdı ki hemencecik koskoca mavi yengeci (kıskaçlarından tutup) boynuma tutverdi... Ben ne bileyim adamın üzerime yengeci koyacağını, ödüm koptu hakikaten :)Kapalı gözlerim ve sıktığım avuçlarımla fotoğraflarım çok komikti, eee şey birisi cesaret mi dedi :)
Bu komik maceranın ardından gezintiye devam ettik... Kaya mezarlarını, sazlıkları, kendimizi bolca fotoğrafladık... Tekneden birkaç tane de caretta caretta anahtarlıklardan satın alıp ayak bastık karaya :)

 
Ardından caretta caretta kaplumbağalarının Akdeniz'deki en önemli üreme alanı olan İztuzu Plajı'na vardık... Yumurtadan çıkma dönemleri Temmuz-Eylül ayları arasında olduğundan tabi ki carettaları göremedik fakat bolca bilgi edinip bir dahaki gelişimizi o tarihlere getirmek üzere oradan da ayrıldık...
İstanbul'a dönüş yolculuğu başladığında hepimizin yüzünde gülümseme vardı :) Otobüste şarkılar söylendi, rehberimizin gezi hikayeleri dinlendi, tatilimiz ile ilgili değerlendirmeler yapıldı, otelde başımıza gelenlere kahkahalar atıldı... Susurluk molasında Susurluk ayranıyla gözleme de tabiki unutulmadı :)
İşte böyleydi kısa ama oldukça öz bayram tatilimiz :) Tekrarlıyorum, Likya Turu için mutlaka zaman ayrılmalı... Ama aslında sadece Likya için değil, başta yaşadığımız ili sonra da ülkemizi gezmek için gerçekten zaman ayrılmalı...
Şeker Tadında Nice Günlere, Nice Gezilere...


11 Ekim 2012 Perşembe

Gelinlik diyeti!

Evet ben diyetindeyim veeee bugün 4. günüm! Hemen vücudum şekil değiştirmeye başlayınca bende zaman kaybetmeden uyguladığım yöntemi sizlerle paylaşayım istedim, belki siz de denemek istersiniz :)
'Normalde diyet yaza girmeden yapılmaz mı Sevgi, Ekim ortasındayız biz :) ?' 'Bikini-mayo sezonu çoktan geçti yahu :)' gibi cümlelerle karşılaşıyorum bazen....Verdiğim cevapsa hep aynı: 'Biraz zamansız bir diyet gibi görünebilir ama aslında öyle değil... Bu benim gelinlik diyetim...' :)
Aslını isterseniz çok daha önce başlamalıydım buna ama uyuşukluk ruhumu ele geçirip beni zorla yerimden kıpırdatmak istemiyorsa, Chicken Whopper ranch sos ile bu kadar lezzetliyse ve bir de Taksim'de Otantik Anadolu Yemekleri'ndeki teyzeler harika gözleme yapıp, Charly Temmel'in dondurmaları bu kadar kocamansa suç tamamen bende mi yahu! Öhöm! Nerde kalmıştım; diyetimde :)
Bu sefer daha önce hiç denemediğim bir yöntem deniyorum; protein ağırlıklı beslenirken eğer canımın çok çektiği şeyler olursa da kendimi onlardan tamamen mahrum bırakmıyorum. Örneğin canım sütlaç mı istedi, sadece 1 kaşık olmak şartıyla kendime sütlaç yeme izni veriyorum :) Fakat bunu bir gün içerisinde bir daha tekrarlamıyorum ve hergün bu durumu alışkanlık haline getirmiyorum; yani birazdan o bahsettiğim chicken whopper'ı sipariş etmeyecek ve gözlemeleri aklımdan bile geçirmeyeceğim... :)
Diyetimin olmazsa olmazına gelirsek; pilav-makarna gibi tamamen karbonhidrat diye bağıran yiyecekleri KESİNLİKLE tüketmemek ve asitli, çok şekerli içeceklere veda etmek...Bu arada ekmek kesinlikle yasaklarım arasında:)
Daha iyi açıklayabilmek için bir günüme bakıyorum; ben ne yemişim? Sabah kahvaltıda domates, salatalık, çarliston biber üçlüsü olmazsa olmazım... Belki yanına biraz beyaz peynir... Ve bir bardak çay... Çayımı şekersiz içemediğimden bunun yerine tatlandırıcı kullanıyorum. Yararlı olmadığını duymuştum ama olduğu gibi basen bölgeme yapışacak kesme şekeri tercih edemem öyle değil mi ? :) Öğle yemeğinde 1 kase çorba önemli... Genelde yanında salata tüketiyorum... Akşam yemeğinde ise, ızgarada pişirilmek üzere mümkünse beyaz et tüketiyorum... Sıkılmazsam yine salata da olur... Gelelim ara ara mide kazınınca tüketebileceklerimize: Heh unutmadan sizinle paylaşmak istediğim birşey daha var; ben yoğurt tüketmeyi pek sevmezdim. Bir gün işyerinde ne yiyebilirim diye düşünürken aklıma bir zamanlar bayılarak tükettiğim dipsos geldi :) Hatırladınız mı cipsi içine batıra batıra yediğimiz yoğurtlu baharat karışımı... Bir kase yoğurdu hemen kaseye doldurup içine biraz tuz, bolca nane ve kırmızı pul biber attım... Çatalca bolca çırpıp bir tadına baktım kiiii; HARİKA! :) İşte o günden sonra vazgeçilmezim oldu dip yoğurdum :)
İşte ara ara acıktığınızda bunu da deneyebilirsiniz, protein olduğu için sizi açlıktan uzaklaştıracaktır kuşkusuz :)  Hem yemeklerin yanında çeşit olsun diye de tüketilebilir...
Açlık hissedince bir bardak süt yada ağzınıza atacağınız bir parça peynir sizi inanılmaz tok tutuyor benden önermesi :)
Durum bu. Ben böyle devam etmek için sonuna kadar savaşacağım Mayıs'a kadar... Bakalım daha ne kadar değişeceğim, umarım gerçekten kalıcı etki sağlar bünyemde... Hedefimi belirledim, sağlam adımlarla yürüyorum şimdilik :)
Hele ki bayanın aynaya baktığında yada tartıya çıktığında tebessüm edebilmesi çok hoş gerçekten... Ve ben bu hoşluğu keyifle yeniden farkediyorum galiba :)

9 Ekim 2012 Salı

Hayaller...

Hayaller... Hayaller... Hayaller...
Bu kelimeyi yüzlerce defa yazabilirim! O kadar çok yerde olasım var ki şuanda... Etrafıma bakıyorum, hele ki bayram yoğunluğu; çalışmak çalışmak çalışmak! Aslında ben şuanda Dünya'nın birçok yerinde olabilirdim...Hemde seve seve, uça uça hatta :)
Tamam biliyorum, masamın başındayım, kulağımda kulaklık, önümde listeler...Ve farkındayım burada hayatımın en büyük rengi; post-it'lerim ve renkli kalemlerim. (!!!) Oysa ki ben hayallerimde bambaşka yerlerdeyim... :)


2 Ekim 2012 Salı

Özlemeye Dair...

Düşünüyorum da; 'Özledim' ne değişik değil mi?... Kimi zaman sevinç barındırıyor içinde, kimi zaman iç burkan hüzün.. Özledim derken insan, gülümsüyor geçmişine, bir iç çekip 'keşke' ile başlayan cümleler kuruyor hemen ardından... ' Keşke yanımda olsa ', ' Keşke yeniden yaşansa ' , ' Keşke hiç bitmemiş olsa '
Ben de bugün özledim...Özledim iliklerime kadar... Bugün çocukluğumu özledim. Herşeyden, hepsinden farklı,bambaşka... Öyle bir içime çektim ki o günlerin kokusunu, ruhum boğazımda bir düğüm oldu da içim gitti anılara...

Daha da yoğunlaşmaya çalıştım ardından, burnumdaki o sızı dinmeden... Çocukluğumda neler oluyordu?
Mesela ilkokul; yıl 1996... Mavi önlüklerimiz, bembeyaz yakalarımız, cebimizde taşıdığımız mis gibi yumoş kokan kumaş mendilimizle tutardık okulun yolunu... Annemizin elimizden tutuşuna mırın kırın ederdik -sonradan nasıl burnumuzda tüteceğini bilemeden. Okula adım atıp tahta sıralarımıza oturduğumuzda, hemen bir tarafı lacivert bir tarafı kırmızı olan renkli kalemlerimizi çıkarıp çantamızdan, sıranın kalem koyma bölümüne dizerdik... Sıra arkadaşımızla kavga da ederdik de bazen sırayı tam ortadan bölerdik kömür karası kurşun kalemimizle...
Kokulu silgilerimize, tuşuna basınca otomatik açılan kalemkutumuza, beslenme çantamızın yanında tatlı tatlı sallanan suluğumuza gözümüz gibi bakardık...
Miniminnacık, mis gibi kokan kolonyaları doldurmuş olurduk çantamıza, keyifle patlatıp devamlı koklardık ellerimizi...
Ders bitip zilin çalmasıyla kantine koşardık, tek sıra olurduk hemen... Portakallı minik krakerlerin kokusu geldi burnuma,bir de Capri-Sun'lar :) Bittikten sonra özenle üflenir patlatılırdı okul bahçesinde... Okul bitince eve dönüş yolu nasıl hızlı yürünürdü; Susam Sokağını, Zeyna'yı, Afacan Çocuk Dennis'i kaçırmamak için... Burnumda tütüyor o kalem-silgi kokusu, akşam mızmızlanarak yaptığım o ev ödevleri, Barış Abi'nin Adam Olacak Çocuk'una katılmak için döktüğüm gözyaşları... Hele çocuklar çıkardı da, Barış Abi diş fırçası verirdi ya onlara, her seferinde onlar şarkı söyleyince gözlerim dolardı. Çok görmek isterdim çok... Barış Abi'm... Uzun saçlarına ak düşmüş kahramanım...
Yılbaşı gecesi mesela; tombalalar çıkardı çekmeceden, ne keyifliydi dışarıda Abiyle patlatılan çatapatlar... Sonra bayramlar; yepyeni kıpkırmızı rugan papuçlarım... Tatil günleri gazeteden çıkan karton bebekleri giydirmek yada Tatilya'ya gitmek için yalvarmak ne içtendi, ne pespembeydi, ne çiçek kokardı hayat :)
İşte bu anılarla doldu gözlerim...Hatırlamak bile ne güzel geldi, kimbilir yaşamak o anda bilemesek de nasıl daha da keyifliydi...
Mahallede oynadığımız saklanbaçlar baba eve gelmeden bitse de, yakan toptan kaçarken takılıp düşsek de; komşunun dut ağacına çıkmaktan korkup ağacı küçücük ellerimizle sallamaya çalışsak da ne güzeldi...
Ne güzeldin çocukluğum, ne saf, ne temiz... Ne güzeldin anılarım, annemin sildiği yüzüm, yıkadığı ellerim... Ne güzeldin...